
Tarık Hatipoğlu’nun hikâyesi, 1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciyken, yaz tatili için gittiği Antalya’da tamamen tesadüfen girdiği bir kuyumcu dükkânında başladı. Türkiye’de turizmin hızla geliştiği yıllardı. Bu dönemde Akdeniz bölgesinde, İstanbul’da ve daha sonra Almanya’da kendi kuyumcu mağazalarını açmaya başladı.
1990’ların başında dünya, özellikle de lüks mücevher ve saat endüstrisi büyük bir dönüşüm geçiriyordu. Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Türkiye’ye gelen yeni müşteri profili, sektördeki değişimin önemli göstergelerinden biriydi. Hatipoğlu, o yıllarda kopya altın saatlerin yaygın olduğu Türkiye’de, geleceğin kopyalanmış ürünlerde değil, tasarım ve marka değerinde olduğunu fark etti. Bu bakış açısıyla ünlü İtalyan mücevher markalarını Türkiye’ye getirmeye başladı. 1997 yılında açtığı büyük mağaza, Hatipoğlu’nun saat dünyasına geçişinin de başlangıcı oldu. Bir fuarda Shelly Ovadia ile tanışması sayesinde dünyanın önemli saat markalarıyla çalışma fırsatı yakaladı.
1998 Basel Fuarı’nda ise hayatının en önemli karşılaşmalarından biri gerçekleşti. Ünlü saat tasarımcısı Gerd R. Lang ile tanıştı ve Chronoswiss’in Türkiye temsilciliğini aldı. Markanın sıra dışı tasarımlarıyla kurduğu bağ, kısa sürede büyük bir başarıya dönüştü. Bu başarının ardından Hatipoğlu, dönemin en önemli saat tasarımcılarından Gerald Genta ile çalışmaya başladı. Saat dünyasındaki deneyimi giderek derinleşirken, 2000’li yılların başında Richemont Grubu ile yaptığı görüşmeler yeni bir dönemin kapısını açtı. Kurulan CHRONOS Istanbul çatısı altında IWC’nin Türkiye temsilciliğini üstlendi. Ardından Jaeger-LeCoultre ve Piaget de portföye dahil oldu. Hatipoğlu ve ekibi, 2010 yılına kadar bu markaların Türkiye’deki bilinirliğini ve prestijini artıran önemli projelere imza attı; özel butiklerden kapsamlı medya kampanyalarına kadar, saatleri yalnızca birer zaman ölçme aracı olmaktan çıkarıp arzu objelerine dönüştüren bir marka kültürünün oluşmasına katkıda bulundu. Ancak 2010 yılında Richemont Grubu’nun Türkiye’deki dağıtım operasyonunu kendi bünyesine alma kararı, Hatipoğlu için büyük bir kırılma noktası oldu.
50 yaşında, kariyerini ve birikimini mekanik saatlere adamış olan Hatipoğlu, bir anda yıllar boyunca inşa ettiği iş modelini geride bırakmak zorunda kaldı. Fakat geriye yalnızca kayıplar değil, aynı zamanda 20 yılı aşkın bir deneyim, uluslararası markalarla çalışma tecrübesi ve mekanik saatlere duyduğu bitmeyen tutku kalmıştı.
Bu kırılma, zaman içerisinde yeni bir başlangıca dönüştü.
Hatipoğlu, yıllar boyunca dünyanın önde gelen saat markaları için edindiği marka yönetimi, tasarım, üretim ve pazarlama deneyiminin artık kendi markasını yaratmak için kullanılabileceğini fark etti.
Böylece İstanbul Zaman Kumpanyası doğdu. Hatipoğlu’nun amacı yalnızca bir saat markası yaratmak değil, kendi kültürel ve estetik bakış açısını mekanik saat tasarımına aktarmaktı. İstanbul’un tarihi, mimarisi, denizcilik kültürü ve yüzyıllar boyunca biriktirdiği görsel miras, tasarımlarının temel ilham kaynakları arasında yer aldı. Bu yaklaşımın en önemli örneklerinden biri, Çanakkale Savaşı’nın 100. yılı anısına tasarlanan 1915 koleksiyonu oldu. İstanbul Zaman Kumpanyası'nın ilk dönemindeki bu koleksiyon, Hatipoğlu’nun tarih, kültür ve mekanik saat tasarımını bir araya getiren özgün yaklaşımını ortaya koydu. Bugün İstanbul Zaman Kumpanyası, Tarık Hatipoğlu’nun saat dünyasında geçirdiği kırk yılı aşkın deneyimin bir sonucu olarak varlığını sürdürüyor. Hatipoğlu için her saat yalnızca zamanı gösteren bir nesne değil; tasarım, zanaat, tarih ve kişisel hikâyenin bir araya geldiği bir obje.
İstanbul Zaman Kumpanyası, Tarık Hatipoğlu’nun saat dünyasındaki yolculuğunun son durağı değil; kendi dilini kurduğu yeni bir başlangıç.
120.000,00 TL
120.000,00 TL
120.000,00 TL
120.000,00 TL
120.000,00 TL